|
bachelor -- bekar (erkek) (single = erkek veya kadın)
backfire -- geri tepmek
background -- 1. arka zemin, arka plan; 2. geçmişi, deneyimi (kişi, kurum, olay)
backpay -- ödemesi gecikmiş ücret(ler)
backyard -- arka avlu, arka bahçe
backbencher -- siyasi partide ön planda olmayan milletvekili
backward -- 1. geriye doğru, gerisin geri; 2. geri kalmış, ilkel
bad-tempered -- huysuz, aksi, tersliği üstünde
baffle -- şaşırtmak, aklını karıştırmak
bait -- yem (yakalamak için aldatıcı/cezbedici tuzak yem)
banal -- çok sıradan ve sıkıcı, hiçbir incelik taşımayan
banish -- sürmek, kovmak, o yerden veya bölgeden yasaklamak (isim: banishment)
barbed wire -- dikenli tel
bard -- saz ozanı
bargain -- 1. pazarlık etmek; 2. kelepir şey, pek ucuz şey. (It was a bargain.)
barge -- mavna
barracks -- kışla veya kışla tipi yapı
barter -- 1. trampa, değiştokuş; 2. trampa etmek
battalion -- tabur
bayonet -- süngü
beacon -- işaret amaçlı ışık kaynağı
beast -- hayvan, canavar, kaba ve iğrenç adam
beggar -- dilenci
belittle -- küçümsemek, hakir görmek
bellicose -- kavgacı, kavgasever
belligerent -- kavgacı, saldırgan
bellows -- körük
beneficial -- yararlı, faydalı, iyi gelen
bequeath -- miras olarak bırakmak
bereavement -- büyük kayıp (bir ölüm dolayısıyla), matem
beseech -- yalvarmak, istirham etmek
besiege -- kuşatmak (bir kenti, kaleyi, vb)
best man -- sağdıç
bestial -- hayvani, hayvanca, aşağılık
bestow -- ihsan etmek, vermek (dilenciye vermeyi kapsamaz)
betray -- ihanet etmek, ele vermek (isim: betrayal)
beverage -- meşrubat
bewilder -- çok şaşırtmak, aklını karıştırmak (sıfat, bewildering, bewildered)
bewitch -- 1. büyülemek; 2. hayran bırakarak cezbetmek
bid -- fiat teklif etmek, pey sürmek
bidding -- bir müzayedede teklif verme / arttırma işlemleri
biennial -- iki yılda bir olan
bigot -- dar / geri kafalı kimse
bigamy -- iki eşle evlilik, kuma getirme (kadın veya erkek) (isim: bigamist)
binocular -- dürbün
bizarre -- garip, acaip
blackmail -- 1. şantaj; 2. şantaj yapmak
blame -- 1. kabahat, sorumlu olma; 2. suçlamak, kabahati ondan bilmek
bland -- yumuşak huylu,
blaspheme -- kutsal şeylere yönelik alay veya küfür (sıfat: blasphemous)
blast -- şiddetli patlama
blast furnace -- yüksek fırın
blatant -- apaçık; görülmemesi / anlaşılmaması olanaksız; küstahça
bleak -- çıplak (bitki zor yetişir), soğuk, kasvetli, umutsuz, rüzgarlara açık
bleach -- ağartmak, beyazlatmak, rengini yok etmek
bleed -- kanamak / kanatmak (bleeding = kanama veya kanatma)
blemish -- kusur, leke
blend -- 1. karışım, harman (=karışım); 2. (with) içine karışıp gözden kaybolmak; uyum sağlamak
bless -- kutsamak. (blessings = tanrının / kaderin verdiği şanslılık ve mutluluklar)
blight -- bitki hastalığı, bitkilerin mahfı
blindfold -- 1. gözleri bağlanarak kapatılmış; 2. gözlerini bağlamak
blink --1. aralıklarla yanıp sönmek (ışık için); 2. gözlerini kırpmak
bliss -- saadet; huzur ve mutluluk
blizzard -- tipi
blockade -- 1. abluka; 2. ablukaya almak
blood curdling -- tüyler ürpertici
blood pressure -- kan basıncı, tansiyon
bloodshed -- kan dökme, kan dökülmesi
bloom -- çiçek açmak
blossom -- 1. çiçek açmak; 2. bahar dalı
blow -- darbe (=vuruş) (yönetim darbesi = coup, coup d'etat)
bludgeon -- cop
blueprint -- temel proje veya esaslar
bluff -- 1. blöf; 2. blöf yapmak
blunder -- pot kırmak, çam devirmek
blunt -- 1. kör ağızlı (bıçak, vb.); 2. sözünü esirgemez
blurring -- bulanıklaşma, bulanıklık (iyi görememe, hatların birbirine karışması)
blurt (out) düşünmeden uluorta söyleyivermek / ağzından çıkıvermek
blush -- mahçubiyetle kızarmak
board of directors -- yönetim kurulu
boarding-house -- pansiyon
boarding-school -- yatılı okul
bohemian -- kalender meşrep, kaygısız ve biraz da derbeder hayat felsefesi olan
boisterous -- gürültülü patırtılı ve taşkınca neş'eli
bold -- cesur (= courageous)
bolt -- 1 sürgü (kapı); 2. sürgülemek
bolt -- hızla fırlamak, hızla fırlayıp gitmek veya kaçmak
bombard -- bombardıman yapmak
bombastic -- yüksekten savurarak (konuşma ve yazı tavrı)
bona fide -- hakiki, sahte değil
bonanza -- zengin maden damarı vb gibi yüksek kazanç kaynağı
bond -- 1. bağ, yapışma; 2. senet, tahvil
bondage -- kölelik, serflik
bonfire -- şenlik ateşi
booby trap -- bubi tuzağı
book-keeping -- muhasebe
book-maker -- at yarışlarında bahis düzenleyicisi
boost -- hızla arttırmak
booty -- ganimet
booze -- 1. kafayı çekmek; 2. içki
border -- 1. sınır; 2. devlet sınırı; 3. kenar, bordür
bore -- 1. delmek, delik açmak; 2. sıkıcı olmak, can sıkmak
boring -- sıkıcı (isim: boredom = can sıkıntısı
born and bred -- doğma büyüme
bosom -- sine, kucak (bosom friend = can dost)
bottommost -- en alttaki, en aşağıdaki
boulder -- büyük kaya parçası
bounce -- sıçramak, zıplamak, birden üstüne atlamak
bouncer -- bar fedaisi
boundary -- sınır
bountiful -- cömert, bol, verici
box-office -- tiyatro vb gişesi
boxing day -- Noel yortusunun ikinci günü ("Noel kutularının" verildiği gün)
brag -- yüksekten atmak, böbürlenerek konuşmak (sıfat: braggart
brake(s) -- 1. arabanın fireni; 2. firen yapmak
breadth -- en, genişlik
breakthrough -- 1.yarıp geçmek; 2. büyük buluş (büyük uğraş sonucu)
breakwater -- dalgakıran
breed -- yetiştirmek, beslemek, çoğaltmak (well-bred = iyi yetiştirilmiş, terbiyeli; tersi: ill-bred)
breeze = hafif rüzgar, esinti
brevity -- kısalık (süre olarak; "brief" ten geliyor)
bribe -- rüşvet (bribery = rüşvet alma verme; briber = rüşvetçi)
bridal -- gelin olmaya ilişkin (bridegroom = damat -- bir günlüktür, bir akrabalık terimi değildir)
brigade -- tugay
brigand -- haydut, eşkiya
brilliant - parlak (isim: brilliance)
brimful -- ağzına kadar dolu (brim: bir cismin ağzı, kenar)
briskly -- canlı ve enerjik tarzda
brittle -- kolay kırılır
broad-minded -- geniş görüşlü, hoşgörülü
brood -- kara kara, arpacı kumrusu gibi düşünmek
brook -- dere, çay
broom -- süpürge
brothel -- genelev
bruise -- yara bere, morartı, çürük
brutality -- vahşet, acımasızlık (sıfat: brutal)
budget -- bütçe
buccaneer -- 1. korsan; 2. korsanlık etmek
bucolic -- kır yaşamına ilişkin
budding -- tomurcuk verme
budget -- bütçe
buffer -- tampon (araya konulan koruyucu)
bulb -- lale soğanı, elektrik ampulü, veya benzeri şekilde olan herhangi bir şey
bulky -- hacimli, kocaman
bullet -- mermi
bullion -- altın veya gümüş külçesi
bully -- zorba, kabadayı
bulwark -- siper, istihkam, karşı duracak tahkimat
bundle, demet, deste, çıkın, bohça, tostoparlak sarılmış şey
bump -- 1. çarpmak, toslamak; 2. toslama; şişlik; tümsek
buoy -- şamandıra (buoyancy = su yüzeyinde kalabilirlik, yüzezebilirlik)
burglar -- gizlice giren hırsız
burial -- gömme, defnetme (to bury fiilinden)
burlesque -- komik şekilde taklit etme veya abartarak alaya alma
burly -- iriyarı ve kuvvetli, babayani
bury -- 1. gömmek (=defnetmek; üstünü kapatmak)
buttres -- payanda vurmak, desteklemek
by-election (veya, bye-election) -- ara seçim
by-law (veya, bye-law) -- yerel yönetim tarafından konulan kural ve yasaklar
bygone -- geçmişte kalmış, mazi olmuş
by-product -- yan ürün
bystander -- kenarda durup olayı seyreden ve karışmayan kimse
|