|
calamity -- büyük felaket, afet (sıfat: calamitous -- Pekos Bill'in sevgilisi Jane Calamity / Afet Felaket Jane'den anımsayınız!) calculate -- hesaplamak (sıfat: calculating = kendi çıkarları için ince hesaplar yapan veya tedbirli, ihtiyatlı) calendar -- 1. takvim; 2. gerçekleştirilecek olayların listesi calibrate -- ince ayar yapmak, çapını belirlemek, derecelendirmek caliph -- halife calling -- meslek, iş, doğuştan yeteneğinden dolayı kaderinin kişiyi çağırdığı hayat yolu calligraphy -- güzel yazma sanatı, hattatlık callous -- katı ve kötü, yüreği katılaşmış, acımasız cancel -- iptal etmek (isim: cancellation) candid -- açık, gizlisi yok, içtenlikli candidate -- aday (isim: candidacy = adaylık) cannibal -- yamyam (isim: cannibalism) cannon -- askeri top (cannonade = çoklu top atışı) canvass -- siyasi veya ticari amaçla dolaşarak birebir görüşme yapmak capitulate -- teslim olmak / etmek (isim: capitulation... Böylece "kapitülasyonlar" ın da temel anlamını öğrenmiş oldunuz) captivate -- cezbetmek ve büyülemek (cazibesiyle büyülemek) captive -- esir alınmış kişi, tutsak (captor = esir alan; to capture fiilinden) carefree -- kaygısız, keyfince caress -- okşamak, müşfik davranmak carnivorous -- etobur (tersi: herbivorous = otobur... omnivorous = herşeyi yiyen; örnek: insan) cast iron -- dökme demir caste -- kast (kast sistemi olan toplumlarda) castrate -- hadım etmek casual -- teklifsiz, öylesine, resmi olmayan casualty, casualties -- zayiat [ölüler (the dead); yaralılar (the wounded) ve kayıplar (the missing)] catastrophe -- büyük felaket (sıfat: catastrophic) causality -- neden-sonuç ilişkisi ("cause" = neden, sözcüğünden) cautious -- temkinliı, tedbirli (isim: caution) cavity -- oyuk, boşluk, mağaracık cease -- sona ermek veya erdirmek (isim: cessation) celebrate -- kutlamak (celebrations) (fakat, celebrated = ünlü, tanınmış) celerity -- hız, sürat celestial -- semavi, göksel cellular -- hücresel cement -- çimento cemetery -- mezarlık censor -- 1. sansürlemek; 2. sansür memuru (censorship = sansür) censure -- kınamak census -- nüfus sayımı chagrin -- üzüntü, umudun yitilmesi challenge -- 1. meydan okumak; 2. aşılması gereken bir güçlük charity -- 1. hayır işi; 2. hayır kurumu (charitable = hayırsever) charm -- büyülemek, gönlünü çalmak chase -- kovalamak, peşinden gitmek chasm -- büyük yarık, uçurum chaste -- iffetli (chastity = iffet) civil -- 1. yurttaşlığa ilişkin (örnek: civil rights); 2. uygar, kibar civil engineering -- inşaat mühendisliği civil servant -- kamu görevlisi (civil service = devlet memurluğu) civil war -- iç savaş civilian -- sivil, askeri olmayan clandestine -- gizli clarify -- açıklığa kavuşturmak clue -- ipucu (Fakat, "Biliyor musun?" şeklindeki bir soruya karşılık olunca, "I don't have a clue." = "En küçük bir fikrim bile yok.") coach -- 1. antrenör; 2. antrenörlük yapmak; 3. atlı araba, wagon, otobüs coincidence -- rastlantı collaborate -- işbirliği yapmak, birlikte çalışmak collar -- yaka; tasma collide - çarpışmak, birbirine çarpmak (isim: collision) colossal -- devasa commemorate -- hatırasını anmak, anma töreni yapmak commend -- övmek commerce -- ticaret compensation -- tazminat, telafi compete -- 1. yarışmak; 2. rekabet etmek (isim: competition, competitor) competitive -- rekabetçi, ucuz competent -- "kompetan" compile -- derlemek (isim: compilation) compromise -- 1. uzlaşmak, yarı yolda buluşmak; 2. zor duruma düşürmek compromised -- zor durumda veya zor durumda bırakılarak kendisinden istenilen elde edilmiş concession -- ödün, taviz conceptualize -- kavramsallaştırmak (concept = kavram, "konsept") conceive -- 1. kafasında oluşturmak, kavramlaştırmak; 2. gebe kalmak (conception: 1. kavramlaştırma; 2. gebe kalma) conciliate -- gönlünü almak, yatıştırmak (isim: concliation; sıfat: concliatory) condescent -- tenezzülde bulunmak, lütfen seviyesine inmek confidential -- gizli, sır (fiil: to confide in smb) confirm -- teyid etmek, doğrulamak confiscate -- el koymak, elinden almak conflict -- anlaşmazlık, çatışma (armed conflict = silahlı çatışma) confront -- karşı durmak, geçit vermemek congenial -- dostça, canayakın congenital -- doğuştan congratulate -- tebrik etmek congragate -- toplanmak conjecture -- tahmin, zan conscientious 1. vicdanlı; 2. sorumluluğunu bilen ve çalışkan consequence -- sonuçta ortaya çıkan durum, sonuç consecutive -- ardışık consent -- rıza göstermek, onayını vermek considerably -- oldukça, epeyce, önemlice miktarda consistent -- uyumlu, istikrarlı, çelişki oluşturmayan consolidate -- sağlamlaştırmak construct -- inşa etmek consult -- danışmak; kafakafaya verip birbirine danışmak constitute -- "oluşturmak" sözcüğü ile çeviriniz. constitution -- 1. bünye; 2. anayasa contaminate -- kirletmek; mikrop bulaştırmak contented -- halinden memnun, mutlu context -- bağlam contiguous -- bitişik contradict -- aksini söylemek ve savunmak; yanlış olduğunu söyleyerek meydan okumak contribute -- katkıda bulunmak convene -- toplantı düzenlemek / toplanmak convention -- 1. âdet, gelenek; 2. toplantı, meclis (conventional = geleneksel, alışılmış) convert -- dönüştürmek conversion -- 1. dönüşme / dönüştürme; 2. din değiştirme convince -- inandırmak, ikna etmek coronation -- taç giyme correspond -- 1. karşılığı konumda olmak, eşdeğeri olmak; 2. mektuplaşmak, haberleşmek corroborate -- doğrulamak counsel -- danışmanlık hizmeti vermek courteous -- nazik, kibar, saygılı covenant -- mukavele, ahit coward -- korkak cradle -- beşik craze -- çılgınlık derecesinde moda credentials -- itimatname, güven mektubu credible -- inanılır (tersi: incredible = inanılmaz, olanak dışı) creditable -- şerefli creditor -- alacaklı (tersi debtor = borçlu) crescent -- hilal critique -- eleştiri yazısı crooked -- eğri, çarpık, virajlı, hilekar crop(s) -- ürün(ler), mahsül cross-examination -- karşı sorgu crossroads -- dörtyol ağzı crux -- asıl önemli nokta (crucial = yaşamsal önemi olan) cue -- ipucu, işaret, sinyal culminate (in) -- ile sonuçlanmak cultivate -- yetiştirmek cumulative -- birikimli (to accumulate = birikmek / biriktirmek) cupidity -- (maddi şeyler için) açgözlülük curriculum -- müfredat programı curse -- küfretmek, bela okumak, lanet okumak cursory -- şöylesine, yüzeysel, âdet yerini bulsun diye curtail -- kısaltmak, kısmak, sınırlamak custom -- âdet, gelenek, görenek (customary = âdet olmuş) (Dikkat: customer = müşteri... customs = gümrük) cutlery -- çatal bıçak takımı
|