KPDS' de Ençok Kullanılan Kelime Örnekleri

A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z
D

dairy... dairy farm -- süthane, süt çiftliği, mandıra
damage -- hasar, zarar, ziyan
damp -- rutubetli, ıslakça
daring -- cesaret, cüret, meydan okuma (fiil: to dare)
darkness -- 1. karanlık; 2. (renk) koyuluk
dawn -- şafak
daydream -- 1. hülyalara dalmak; 2. hülya
deadline -- son vade tarihi, izin verilen son tarih veya saat
death duty -- veraset ve intikal vergisi
debase -- alçaltmak, adileştirmek, ayarını bozmak (isim: debasement)
debate -- tartışma (genellikle bilimsel nitelikte)
debit -- muhasebe defterinde pasif, borç, verecek, zimmet (debit card = banka kartı, ATM kartı)
debris -- döküntü, çerçöp, yıkıntı artığı
debt -- borç (debtor -- borçlu)
decade -- on yıl
decapitate -- kafasını kesmek
deceased -- merhum, ölü (fiil: decease = vefat etmek)
deceive -- hile yapmak, aldatmak (deceit = hile, aldatı; deceitful = hilebaz, hilekar)
decency -- terbiyelilik, edeplilik, efendilik (decent = doğru dürüst, terbiyeliliğe yakışır şekilde; tersi indecent = yakışıksız, müstehçen)
deception -- aldatı, hile (deceptive -- aldatıcı, yanıltıcı)
decimate -- büyük bir kısmını öldürmek
decipher -- şifreyi çözmek / okumak
decisive -- kesin, kat'i
decline -- 1. azalmak, gerilemek; 2. reddetmek
decorous -- terbiyeye uygun, saygılı
decrease -- azalmak veya azaltmak (tersi: increase)
dedicate -- adamak; ithaf etmek (dedicate oneself = kendini bütünüyle o amaca vermek)
deduce -- verilere dayanarak sonuç çıkarmak (deduction, deductive = tümdengelimci; tersi: induction, inductive = tümevarımcı)
defeat -- 1. bozgun; 2. bozguna uğratmak
defer -- sonraya bırakmak
deficient -- yetersiz, defolu, bozuk
definite -- kesin
deflate -- havasını boşaltmak (tersi: inflate = şişirmek)
defy -- meydan okumak, boyun eğmemek (isim: defiance; sıfat: defiant)
dejected -- kederli, süngüsü düşmüş
delegate -- delege
deliberate -- 1. ayrıntılarıyla üzerinde durmak / titizlikle düşünmek (isim: deliberation); 2. bile bile, kasten (zarf: deliberately; tersi: unknowingly)
delicate -- narin, hassas, dikkatle korunması gereken
delicious -- pek leziz
delight -- haz, mutluluk duyma
delinquency -- yoldan çıkmışlık, yasalara ters düşen hareketler (juvenile delinquency = çocuk suçluluğu) (sıfat: delinquent)
delirious -- aklı başından uçmuş, hezeyan içinde, sayıklıyor
deliver -- 1. teslim etmek: 2. tevzi etmek, dağıtmak; 3. kurtarmak; 3. doğum yapmak (isim: delivery)
delusion -- hayal görme, kendi yarattığı hayallere inanma, aldanma (fiil: delude = hayallere sürüklemek, aldatmak)
deluge -- tufan, şiddetli yağmur ve sel
demand -- talep (tersi: supply -- arz)
demolish -- yıkmak (örneğin istimlak edilen binaları)
denial - 1. inkar etmek, reddetmek; 2. vermemek (fiil: to deny)
denounce -- herkesin içinde suçlamak ve kınamak
depict -- tasvir etmek, göstermek, işaret etmek
deplete -- tüketmek, boşaltmak (isim: depletion)
deplore -- acımak, üzülmek, esef veya teessüf duymak (deplorable: 1. acınacak, esef duyulacak; 2. nahoş, teessüfe vbe kınamaya layık
deploy -- yaymak, konuşlandırmak
deport -- ülke dışına sürmek/çıkarmak, sınırdışı etmek
depraved -- bozuk ahlaklı, ahkali değerlerini yitirmiş
deprive (of) -- elinden almak, yoksun bırakmak
deserve -- hak etmekm (deservedly = hak etmiş olarak)
design -- yapı ve düzen planını oluşturmak, planını çizmek
designate -- işaret etmek, adlandırmak
desolate -- ıssız, terkedilmiş, viran, perişan
desperate -- 1. çaresiz durumda; 2.ümitsiz, gözü dönmüş
despondent -- ümitsiz ve hüzün içinde
destination -- gidilmesi amaçlanan yer, yolculuğun hedefi
destitute -- çok yoksul, düşkün ve çaresiz durumda (destitution = büyük yoksulluk, çaresizlik)
detention -- alıkoyma, tutuklama
deteriorate -- kötüye gitmek, kötüleşmek (tersi: improve) (deterioration X improvement)
determine -- niteliğini belirlemek, karar vermek (determined -- azimli, kararlı; determination = 1. niteliğini saptama; 2. kararlılık)
detriment -- zarar (to the detriment of --- = ---'e zarar vererek, aleyhine olarak)
detect -- izini bulmak ve ortaya çıkarmak
detest -- nefret etmek, tiksinmek
devastate -- mahfetmek, yerle bir etmek, harap etmek
devise -- tasarlamak, icat etmek
device: alet, düzenek, aygıt
devote -- adamak, herşeyini ona vermek
diagnose -- tanı koymak, teşhis etmek
diffuse -- yaygın, dağınık
dilemma -- ikilem, aşağı sakal yukarı bıyık durumu
diligent -- gayretli ve çalışkan (isim: diligence)
diluted -- sulandırılmış, sıvı katılmış
dimension -- boyut
diminish -- giderek azalmak veya azaltmak (diminutive = minicik, ufacık)
discourteous -- kaba, nezaketsiz
discreet -- saygılı, dikkatli ve nazik
discrepancy -- uyumsuzluk, uymazlık, birbiriini tutmazlık, çelişki
discretion -- 1. basiret, sağduyu: 2. tedbir, ihtiyat
disgraced -- gözden düşmüş; itibarsız; yüz karası
dishonest -- sahtekar
disintegrate -- parçalamak, parçalanmak, çürüyüp unufak olmak
dismiss -- huzurundan çıkarmak, git demek, kovmak, işten çıkarmak
dispense (with) -- vazgeçebilmek, onsuz yapabilmek (kişiler için kullanılmaz)
display -- 1. sergi, sergileme, gösterim; 2. sergilemek, gösterime sunmak, gösteriyor olmak
disposition -- eğilim, mizaç
disprove -- çürütmek (=tersini kanıtlamak)
dispute -- anlaşmazlık (sürüp giden)
disregard -- aldırmamak, kulak ardı etmek
disrespect -- saygı göstermemek/duymamak
dissect -- incelemek amacıyla kesip biçmek
dissent -- aynı fikirde olmamak, fikir ayrılığından dolayı bir gruptan kopmak
dissolve -- bir sıvı içinde eriyerek veya eriterek çözmek/çözülmek
distinguish -- farkını görebilmek, ayırt edebilmek
distinguished -- seçkin, ünlü
distrust -- 1. güvensizlik, itimatsızlık; 2. güvenmemek
divert -- başka yöne çevirmek; saptırmak (diversion = aklını başka şeylere yönlendirmek için meşgul olunacak birşey veya eğlence)
diverse -- çeşitli (diversity = çeşitlilik)
docile -- uysal
donate -- bağışta bulunmak (donor, donation)
dormant -- "uykuda" (harekete geçeceği günü bekliyor)
dormitory -- yatakhane
draft -- taslak
drastic -- acil, kapsamlı ve sert (örnek: "drastic measures" = çok sert önlemler
drift -- sürüklenmek
drill -- 1. matkapla delmek; 2. talim veya egzersiz yapmak
drought -- kuraklık
dubious -- 1. şüphe duyan/eden; 2. şüphe veren/doğuran (= doubtful) (indubitably = undoubtedly = hiç şüphesiz)
duplicate -- kopyasını yapmak, aynısını yapmak
duplicity = ikiyüzlülük
durable -- dayanıklı
dwarf = cüce (fiil: to dwarf = yanında cüce bırakmak, çok çok üstün olmak)
dwindle -- giderek azalmak
dynasty -- hanedan, hükümdarlık sülalesi, hüküm sürme

 
A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z

KPDS Kursu Programları

KPDS' de 60 - 70 + PLUS İstanbul' da Tek Adres DDM KADIKÖY...
Devamı...

KPDS Kursu Ücretleri

Dünya Dilleri Merkezi KPDS Kursları Fiyatları: Maximum...
Devamı...

KPDS Çıkmış Sorular

2008 KPDS Mayıs Dönemi Çıkmış Soruları  1....
Devamı...

KPDS Hakkında Genel Bilgi

1. Genel Bilgiler, Temel İlke Ve Kurallar 1.1....
Devamı...

KPDS Başvuru Koşulları

2. Başvuru 2.1. Başvuru Koşulları Kamu Personeli...
Devamı...

KPDS Başvurusu İşlemleri

2.2. BAŞVURMA İŞLEMİ KPDS’ye başvurular elektronik...
Devamı...

KPDS Başvuru Belgesi

2.3 ADAY BİLGİ FORMUNUN DOLDURULMASI Başvurularını...
Devamı...

KPDS Geçersiz Başvurusu

2.4. BAŞVURULARIN GEÇERSİZ SAYILACAĞI DURUMLAR Dolduruluşunda...
Devamı...

KPDS Geçerli Başvuru Belgesi

2.5. BAŞVURUSU GEÇERLİ ADAYA GÖNDERİLECEK BELGE Sınava...
Devamı...

KPDS Sınav Tarihi 2012

    Dünya Dilleri Merkezi KPDS...
Devamı...

KPDS Sıkça Sorulan Sorular

3. SINAV ZAMANI 3.1. SINAVA GİRERKEN ADAYLARIN...
Devamı...

alt-logo-bu-mudur-ki-la

kpdskurslari.com © 2011 Tüm hakları saklıdır. I Kadıköy I Bağdat Caddesi Şaşkınbakkal

 TOEFL Kursu I IELTS Kursu I TOEIC Kursu I İngilizce Kursu I Almanca Kursu I Fransızca Kursu I İspanyolca Kursu I Rusça Kursu

web tasarim ajansi