|
ulterior motive -- gizli maksat, görülenin dışında gizli bir hesap ultimate -- nihai, en son, en sondaki ultimatom -- ültimatom, "bu son sözümüzdür, gereği yapıla" umbilical -- göbek bağına ilişkin umpire -- hakem unaccountable -- nedenini açıklamak olanaksız, anlaşılmaz ve tuhaf unaided -- yardım almaksızın, yardım görmeksizin unanimous -- ittifakla, farklı görüş olmaksızın (unanimity = aynı görüşte olmak, ittifak) unarmed -- silahsız unassuming -- mütevazi unavoidable -- kaçınılmaz unbearable -- tahammül edilemez, dayanılmaz uncalled for -- yersiz, gereksiz, hak edilmemiş (= not deserved) unceasing -- kesintisiz unceremoniously -- direkt ve teşrifata gerek görmeksizin, hatta oldukça kabaca uncharted -- insan ayağı basmamış, bilinmeyen ("haritası yapılmamış") unchecked -- denetimsiz, başıboş uncivil -- nezaketsiz, kaba uncommon -- ender, az görülür uncommunicative -- az konuşur, ketum, iletişim pek kurmaz uncomplimentary -- övücü olmayan, yerici ve oldukça kaba uncompromising -- uzlaşmaz unconditional -- kayıtsız şartsız, kesin unconscionable -- vicdansız unconscious -- baygın unconventional -- geleneklere uymayan, alışılmış olmayan uncouth -- görgüsüz, yontulmamış uncover -- meydana çıkarmak, gerçeğini keşfetmek undecided -- henüz karar verilmemiş veya kararsız undefinable -- tanımlanamaz, tarifsiz undeniable -- inkar edilemez underestimate -- az/düşük olarak tahmin etmek, hafife almak (ve yanılmak nüansı ile) undergo -- başına gelmek, geçirmek (örnek: to undergo an operation = ameliyat olmak) undergraduate -- üniversite öğrencisi underground -- 1. yeraltı; 2. gizli; 3. metro underlie -- altında yatmak, temeli veya görünmeyen nedeni olmak undermine -- baltalamak, temelini çürüterek çökertmek, gizli ayakoyunları ile zarar vermek underrate -- hafife almak, küçümsemek undersell -- bir başka kimseden daha ucuza satmak, fiat kırmak undersized -- normalden küçük undertake -- üstlenmek, sorumluluğunu almayı kabul etmek undertone -- nüans, önplana çıkmayan anlam undeviating -- yolundan şaşmayan, dosdoğru giden ve inatçı undisguised -- açıkça, gizlenmekzin undisputed -- tartışılamaz, kimsenin karşı çıkmadığı, kesin undivided -- bölünmemiş, yekpare, yekvücut halinde undo -- yapılmış olanı bozmak veya eski haline döndürmek undoubtedly -- hiç kuşkusuz, kesinlikle undreamt (of) -- akla hayale gelmez,kimsenin aklından geçmeyecek undress -- soymak veya soyunmak, giysilerini çıkartmak undue -- yersiz derecede, fazla veya hakkedilmemiş ölçüde undulate -- dalgalı, inişli çıkışlı seyir izlemek undying -- bitmeyen, sürüp giden unearth -- 1. toprağı kazarak bulmak ve açığa çıkarmak; 2. keşfetmek, açığa çıkarmak uneasy -- huzursuz, tedirgin unemployed -- işsiz (unemployment = işsizlik, istihdam yokluğu) unequivocal -- sözü dolandırmadan, apaçık, kesin bir dille, oraya buraya çekilemeyecek dille unerring -- hatasız, hataya düşmeyen, şaşmaz isabetle uneven -- düzgün olmayan, pürüzlü, engebeli, bir düzeyde değil unexpected -- beklenmedik, umulmadık unexplored, keşfedilmemiş, araştırılmamış, ayak basmamış unfailing -- şaşmaz, istikrarlı unfair (unjust) -- adil olmayan, adaletsiz, haksız, yantutan unfaltering -- gözünü kırpmadan, sapmadan ve duraksamasız unfamiliar -- alışılmadık, aşina değil, bildik veya tanıdık değil unfashionable -- modadan düşmüş, moda olmaktan uzak unfathomable -- anlaşılamaz, kavrayışımızın ötesinde ("dibi bulunamaz" kavramından) unfilial -- oğula yakışmaz, oğuldan beklenmez, babaya yapılmaz unfit -- uygun değil, uymaz, sağlıksız, çürük, elverişsiz unflattering -- övgü sayılamayacak, yeren unflinching -- gözünü kırpmaz, yüzünü dönmez, yiğitçe, cesur unfold -- katlanmış veya rulo yapılmış vb birşeyi açmak, gözler önüne sermek unfounded -- mesnetsiz, dayanaktan yoksun, yersiz, uydurma unfulfilled -- 1. yerine getirilmemiş (söz, görev, vb); 2. gerçekleşmemiş, tatmin olmamış (istek, kader, vb) unguarded -- tetikte değilken, gardını (tedbirini) almamış durumda unhesitatingly -- tereddütsüz unilateral -- tek taraflı olarak union -- 1. birlik; 2. sendika (= trade union) unique -- eşsiz, benzersiz, biricikliği olan, dünyada tek unison -- uyum, uyumlu birliktelik unjust (unfair) -- adil olmayan, adaletsiz, haksız, yantutan unkindly -- insafsız, nazik veya dostane olmayan unlawful -- yasalara aykırı unlock -- kilidini açmak unpalatable -- yenilmez yutulmaz (mecazi de olabilir) unparalleled -- eşsiz, emsalsiz, misli görülmemiş unpardonable -- affedilmez unpleasant -- tatsız, nahoş unprecedented -- şimdiye değin örneği görülmemiş, daha önce hiç olmamış, tarihte örneği yok unpredictable -- önceden tahmin edilemez, ne yapacağı veya olacağı önceden bilinemez unprincipled -- ilkesiz, ahlaksız unquestionable -- su götürmez, şüphesiz, kesin unreasonable -- akla mantığa ters, makul olmayan unrest -- kargaşa, huzursuzluk (toplumsal) unrestrained -- denetimsiz, başıboş unseemly -- yakışık almaz, ileri geri, göze/kulağa hoş gelmeyen unsettle -- dengesini ve istikrarını bozmak unsolicited -- istenilmemiş, talep edilmemiş unspeakable -- ağza alınmaz, iğrenç untimely -- zamansız, yanlış zamanda veya vaktinden önce unveil -- açığa çıkarmak, gerçeği ortaya koymak ("peçesini açmak" kavramından) unwillingly -- gönülsüzce, istemeye istemeye (isim: unwillingness; sıfat: unwilling) unwittingly -- bilmeden veya farkında olmadan, kasti değil unyielding -- boyun eğmez, dediğim dedikçi upbringing -- yetişme, yetiştirme (çocuk) upheaval -- apansız ve büyük değişiklik veya kargaşa upright -- başı dik, alnı açık, namuslu, dik duruşlu uprising -- ayaklanma uproar -- velvele, bağırtı çağırtı uproot, 1. kökünden çıkarmak, köklerinden oynatmak; 2. yerinden yurdundan etmek upset -- 1.konumunu bozmak, yerinden oynatmak; 2. üzmek, asabını bozmak, kızdırmak upstart -- türedi, zıpçıktı urban -- kentsel. (urbanization = kentleşme) urbane -- nazik, uygar, centilmen usurp -- başkasınıon mevkiini veya otoritesini gaspederek kendi yararına kullanmak utensil -- kap kacak, alet, kullanışlı şey utilitarianism -- yararcılık felsefesi utilize -- kullanmak utmost -- son derece, en çok, en fazla utter -- 1. demek, söylemek, ağzından çıkmak (utterance = söz bölüğü, ifade); 2. tam, tüm, katışıksız (örnek: "utter nonsense" = tam anlamıyla saçmalık
|